Adem Ergül

Beraberlik Ama Hangi Dostlarla?

Altınoluk Dergisi, 2009 – Kasim, Sayı: 285, Sayfa: 038

İbn Atâullah el-İskenderî –kuddise sirruh-buyurur:

 “Hâliyle ve duruşuyla seni uyarıp uyandırmayan ve sözüyle seni Hakk’a yönlendirmeyen kimseyle beraber bulunma! Böyle birini asla kendine dost da edinme, mürşid de! Hâli senden daha aşağı seviyede olan biriyle beraber olursan, böyle bir durum, senden zaman zaman zuhur edebilecek kötü halleri sana güzel gösterir.”

el-Hikemü’l-atâiyye’den

Hayat yolculuğu, zorlu bir yolculuktur. İnişleri çıkışları çoktur. Yollar, pek de emin değildir. İçeriden nefis fısıltıları, dışarıdan insan ve cin şeytanlarının vesveseleri, dünyanın çekiciliği, hevâ ve arzuların sürükleyiciliği, maişet derdi, mal ve evlat kaygıları ve daha birçok meşgaleler arasında, sırat-ı müstakim üzere Allah’ın razı olduğu bir hayata doğru yürümek, elbette kolay değildir.

Hayat yolculuğunda en önemli yardımcılardan biri, yolculuğu kolaylaştıran, tehlikeleri azaltan, düşünce elimizden tutan hâli güzel “sâlih ve sâdık bir arkadaş”tır ve hatta arkadaşlardır. Mevlânâ –kuddise sirrruh- bu ihtiyacı ne güzel resmeder:

“Yolu gözeterek yalnız başına güzel güzel yürüyüp giden, şüphe yok ki, arkadaşlarla dostlarla daha hoş gider, daha hoş yol alır.

İnsan arkadaşsız kalırsa, pek sıkılır, darlığa düşer.

Kurt, çoğu zaman, sürüden ayrılıp yalnız başına giden kuzucağızı ka­par.

Öyle düşünelim ki; sen ihtiyatla hareket ettin de kurt sana rastlamadı, seni kapmadı. Fakat topluluk olmadıkça, o ruhanî neşeyi bulamazsın ki.

Yalnız başına bir yolda neşeli neşeli giden kişinin duyduğu sevinç, dostlarla, arkadaşlarla giderse, yüz misli artar.

Her işi yavaştan alan, hantal tabiatlı eşek bile, dost ile beraber bulununca neşelenir, çevikleşir, kuvvet bulur.

Kervandan ayrılıp yalnız başına yol almaya kalkışan eşeğe, o yol yüz misli uzar, onu yorar.

Çölü ya da ovayı yalnız başına aşıncaya kadar, ne kadar sopa yer.

O eşek sana der ki: «Bu sözü iyi dinle; eşek değilsen, böyle yalnız başına yola düşme!»”

Kulluk yolunda elbette bir arkadaş gereklidir. Ancak bu konuda da sıradan kimselerle dost olup onlarla yola çıkmak, çoğu zaman yolculuğu tehlikeye sokacaktır. Yüce Rabbimiz tüm mü’minleri birbirine kardeş olarak ilan ettiği halde, dostluk için namaz kılan ve infak ehli olan mü’minleri hedef göstermiştir. Âyet-i kerime şöyledir:

“Sizin dostunuz (veliniz) ancak Allah’tır, Resûlüdür ve namazı gereği gibi kılan,  zekâtı veren ve rukû eden (Hakk’a boyun eğen) mü’minlerdir.” (Mâide, 55)

Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz de buyurmuştur ki:

“Salih arkadaş, güzel koku satan kimse gibidir. Eline geçmese bile kokusundan faydalanırsın. Kötü arkadaş ise körükçü gibidir ki üzerine kıvılcım sıçramasa bile duman ve is içinde kalırsın.” (Buhârî, Zebaih, 31; Müslim, Birr 147)

İbn Atâullah –kuddise sirruh- işte bu hassas konuya dikkat çekerek, beraber bulunulabilecek arkadaşın iki temel vasfına dikkat çeker:

1. Hâli, seni gafletten uyandırmalıdır.

2. Sözü Hakk’a yönlendirmelidir.

Hâli uyandırıcı arkadaşın vasıflarını şârihler şöyle açıklarlar: “Böyle bir hâl, kişinin himmetinin masivâdan arınıp Allah’a yönelmesiyle oluşabilir. O kişi, bütün ihtiyaçlarının temininde ancak Allah’a ilticâ eder. Her işinde yalnız O’na güvenip dayanır. İnsanların itibar edip etmemesi onun nazarında müsavidir. İfrat ve tefrit gibi aşırılıklara düşmeden, Kur’an ve sünnet çizgisine tam bir şekilde tâbi olur.

İnsan nefsi, halini beğendiği kimseyi taklide meyyaldir. Bu sayılan sıfatlarda mutlaka nihâhî bir kemâl arayışı şart değildir. Sayılan bu vasıflarda kendinden bir derece ileri olması bile yeterlidir. Hâli bu seviyede olmayan kimselerle ancak zaruri olan zâhirî muamelelerde beraber bulunulabilir. Zira böyleleri ile beraberlik faydadan ziyade zarar getirir.”1

Bazı sûfiler de demiştir ki: “Arkadaş olduğun kimsenin yanında bulunduğun zaman, salah ve fazilet yönünden gelişmiyorsan, günahların ve eksikliklerin azalmıyorsa böyle birileriyle oturup kalkmanın sana bir faydası yoktur. Hâli seni uyandıran kimse, sen gaflete düşmüşken kendisini görünce sana Allah’ı hatırlatan ve seni gaflet uykusundan uyandırandır. Dünyaya rağbet edersen, o seni hâliyle zühde çağırır. Masiyete düşersen, onu görünce tevbe ve taata yönelirsin.”

İşte bu sebepledir ki, takvâ ve ihsan yolunda mânen terakki etmek isteyen kimselerin hassasiyetle üzerinde durmaları gereken en önemli konulardan biri, manevî hâl sahibi büyükleri ve dostları ziyaret etmeyi ve onlarla beraber bulunmayı asla ihmâl etmemeleridir. Zira insan, beraber olduğu kimselere zaman içerisinde benzemeye çalışır.

Dîni yaşama hususunda daha gevşek davranan kimselerle dostluk kuranlar, zamanla kendi hallerini beğenmeye başlarlar. Kendini beğenmek, esasen manevî terakkînin durması ve hatta gerilemesi anlamına gelir. Durum bu minval üzere devam ettikçe, kişi kendi nefsinin hilelerine yenik düşerek, kibir ve gurur gibi büyük günahlara doğru yuvarlanmaya başlar. Bu düşüşler, mevcut durumla ünsiyet ve ülfetin neticesinde fark edilemez olur. İşte dalâlete doğru sürüklenmenin başlangıç noktası burasıdır. Bu sebepledir ki tüm mü’minlere hitaben:

“Ey mü’minler! Allah’tan sakının, takvâ üzere bulunun ve sâdıklarla beraber olun!” (Tevbe, 119) buyrulmuştur.

Yine basiret sahibi mü’minlere bir uyarı olmak üzere de şöyle buyrulur:

“O Allah, Kitap’ta size şöyle indirmiştir ki: Allah’ın âyetlerinin inkâr edildiğini yahut alay edildiğini işittiğiniz zaman, onlar bundan başka bir söze dalıncaya kadar kâfirlerle beraber oturmayın; yoksa siz de onlar gibi olursunuz…” (Nisâ, 140)

Netice olarak manevî terakkî yolunda arkadaşlık ve dostluk, sıradan bir mesele değil, çok temel bir meseledir.

Dipnot: 1) Bkz. Ğaysü’l-mevâhibi’l-aliyye fî şerhi’l-hikemi’l-atâiyye, I, sh.134. ¢